Çocukluğum Bursa’nın eski bir semtinde geçti. Mahalle kültürü o zamanlar hala yaşıyordu. Tüm mahalle sizin bir aileniz gibiydi. Öyle ki mahallemiz bir tablo görünümündeydi. Mahallemizin nineleri, dedeleri ile gençleri uyumluydu. Komşuluk ilişkileri kökleriyle toprağa bağlanmış bir çınar gibiydi.
Mahallemizde küçük bir okulumuz vardı ama bu okul sadece dersler için kullanılmıyordu. Tüm mahallenin toplanma alanıydı. Özellikle de biz çocukların … Okulumuzun bahçesi yemyeşildi. Biz bahçede oynarken ağaçlar bize gülücükler saçardı. Okulumuzun bir kedisi vardı ki bizimle sohbet ederdi. Okulumuzun bir de rengarenk meyve bahçesi vardı. İçinde her çeşit meyve bulunurdu.
O gün arkadaşlarla her zamanki gibi okul bahçesinde toplanıp ne oynayacağımızı düşünürken bir arkadaşımızın aklına saklambaç oynamak geldi. Uzun zamandır bu oyunu oynamamıştık. Hepimiz kabul ettik. Önce bir ebe seçmemiz gerekiyordu. Güzel bir sayışma ile ebeyi seçtik. Bilin bakalım kim ebe oldu? Elbette ben. Yüzümü koca bir ağaca dönüp saymaya başladım. Saymam bitince arkadaşlarımı aradım. Tüm arkadaşlarımı buldum ama birini bulamadım. O arkadaşımı daha çok aradım ama ne yerdeydi ne gökte. Uzun bir aramanın sonunda o arkadaşımı da buldum. Kaybolmuştu. Biz oyunu bitirdiğimizde gündüz geceye dönmüştü.
Yine bir gün arkadaşlarla toplanmış ne oynayacağımızı düşünüyorduk, birden arkadaşımın montuna beyaz bir şey düştü. Biz tam ne olduğuna bakacakken benim üzerime de düştüğünü gördük. Bakınca, ‘bu kar’ diye bağırdım. Sonra göz açıp kapayana kadar lapa lapa kar yağmaya başladı. Kısa bir süre sonra her yer bembeyaz olmuştu. Biz de o heyecanla birbirimize kar atmaya başladık. Sonrasında beraber kocaman bir kardan adam yapmaya karar verdik. Önce gövdeleri oluşturduk, beraberinde evden getirdiğimiz kömür ve havuçları da yerleştirince kardan adamımız tamamlanmıştı. Geç vakit olunca arkadaşlarımızla yarın için kardan adamı ziyarete gitmek amacıyla sözleştik.
Ertesi gün oldu ve arkadaşlarımla bir araya gelip kardan adama bakmaya gittik, hava o kadar sıcaktı ki güneş tepemize vuruyordu. Fakat heyecanla geldiğimiz yerde kardan adamı bulamamıştık. Yerinde sadece kömür parçaları ve havuç duruyordu. O kadar çok üzüldük ki dünya başımıza yıkılmıştı, çünkü kardan adamımız kaybolmuştu. Acaba bir daha ki kış geri gelecek miydi? Çocukluğumun sorularının cevaplarını şu an biliyor olsam da her birini aynı heyecanla hatırlarım. O günler burnumda tüter.