Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Dedem evde takla atar iken, nenem anamı sallar iken, anam takla atmış beşikte, nenem zıplamış yerinde, pireler halay çekmiş vadide, develer deve cüce oynamış pirelerle. Bizim cüce Ali Şehmuz dayıya gitmiş. Az gitmiş uz gitmiş, hatta takla ata ata gitmiş, Şehmuz dayıyı almış sırtına parende ata ata babasının yanına gitmiş, babası katılmış halaya, halay bitmiş başlamışlar horona, oyna babam oyna, oynamadan durama, oyunu bırak da başla masalı anlatmaya…
Köyde yaşayan garip bir kız varmış. Kızın adı Elif’miş. Bizim Elif’cik köyde yere baka baka dolaşırmış. Söylenen o ki hiç arkadaşı yokmuş. Eee, ne yapsın kız? Gidip karıncalarla konuşurmuş gün boyu. Artık karıncalar bile dinlemez olmuş onu. O da gidermiş babasının yanına otururmuş onunla. Birbirlerine tek harf bile söylemezlermiş. O gün gelmiş, çatmış. Babası Elif’e bu sefer daha yakın oturmuş. Elif önce garipsemiş. Çünkü kimse onla böyle yakın oturmazmış. Babasının bıçak kesmeyen ağzı bir anda açılı vermiş. Elif’e şunu sormuş:
-Kızım sen beni ne kadar seversin? demiş.
Elif durur mu? Hemen aynı soruyu babasına sormuş:
-Baba asıl sen beni ne kadar seversin? demiş o da.
Babası hemen cevap vermiş:
-Kızım ben seni şu ülkelerin kralları var ya onların bütün altınları kadar severim demiş.
Ve kendi sorusunu tekrarlamış:
-Peki sen beni ne kadar seversin kızım? demiş.
Elif bir an duraksamış. İlk defa iltifat ediliyormuş ona. İçten içe çok sevinmiş. Babasını bekletmeden sorusuna cevap vermiş:
-Baba ben seni suyun içindeki potasyum kadar severim, demiş.
Babası bu sözün üstüne öfkelenmiş. Hemen yanından kovmuş kızını. Kızcağız ne yapsın ki? Ağlaya, ağlaya ahırın yanındaki kütüğün yanına gitmiş. Oturmuş kütüğün üstüne, yanındaki sarı kediyle konuşmaya başlamış. Kediye bütün olanları anlatmış. Ama kedi de onu dinlememiş. Ertesi gün babası evden çıkarken Elif’in yüzüne bile bakmamış. Elif yine babasının yanına gitmiş:
-Baba beni son kez olsun lütfen dinle, demiş.
Babası zorla olsa da kabul etmiş. Elif başlamış derdini anlatmaya:
-Baba ben dün seni potasyum kadar seviyorum, dedim ya. Sen bana kızdın. Peki sen potasyumun ne kadar değerli olduğunu biliyor musun? demiş.
Babası:
-Yok, bilmiyorum. Ama kesin değersiz bir şeydir, demiş.
Elif sözlerine devam etmiş:
-Baba potasyum olmasa sende kramp, halsizlik ve kalp atışlarında bozulmalar olur. Potasyum tansiyonun dengede kalmasını sağlar, vücudun sıvı dengesini korur. Ayrıca bitkilerde bitkilerin büyümesine yardım eder, kök gelişimini, çiçeklenmeyi ve meyvenin olmasını sağlar ve bitkiyi susuzluk ve soğuk gibi durumlarda daha güçlü yapar. Yani potasyum olmasa suda bile bozukluk olur. Eğer potasyum olmasa sen maalesef şimdi burada olamıyordun, demiş.
Babası büyük bir pişmanlık hissetmiş kendinde:
-Kızım, özür dilerim. Senin dediğini anlayamamışım. Beni affedersin, değil mi? demiş.
Elif ise babacığına:
-Tabii ki, affederim. Sonuçta herkes hata yapabilir, demiş.
Bu olaylardan sonra hayatlarına mutluca devam etmişler. Elif de kendine yeni arkadaşlar bulmuş.
Gökten üç elma düşmüş. Biri kızını yanlış anlayan babanın, biri masum Elif’çiğin, biri de takla atan dinleyicilerin başına…